3 Temmuz 2016 Pazar

ANLAM ÜZERİNE

Kavramsal kayboluşun, şiddetli seyrini değiştiren yitik bir boyuttur. Ontolojik dışa vurumun seyrelip çökeldiği hakikat denizidir. Önümüzde duran dipsiz kuyu, yalın bir kavrayış yetisidir. Anlam durgun akan suyun bulanması, maddenin moleküler düzeyde entropi sahfasındaki kararlılık anlayışıdır. Yapışkan bir ruh hali, toplumsal bir literatürdür. Anlamsızlık içinde anlamı barındıran uzamsal bir uzay-zaman ekolüdür. Daha sığ ve muğlaktır. Kavrayışı çetrefilli, bir çok boyutu içeren çiçek dürbünüdür. Maddesel düzeyde nötrdür anlamsızlık ;çünkü bir miktar metafizik içerir. Tanrısal boyutu vardır. Tanrı kavrayışımızdaki ağır mistizm anlamsızlığın bağrından çıkıp maddi düzlemde tanrısallığın epistemolojik altyapısını oluşturur. Din felsefesinin temeli anlam arayış kaygısında gizlidir. Tanrının bilgisine ulaşma erdemi bilimsel verilerin sistematik tahlinine giden yolu açmıştır.
TIKANIŞ

Kaybedilmiş
son bir savaşın
en tahripkar
beşiğidir
gözlerindeki karanlık.
Sular dalga dalga
kuytu bir zaman aralığında
eğriksi yollara düşen
tarifsiz umudun
dibe çöküp
darmadağın olduğu
egeid karasıdır.

30 Nisan 2016 Cumartesi

V
Maniviela kolu, dünyanın en önemli icadıdır. İsmini cümle içerisinde kullanmak büyük bir haz verir. Varlığın kusursuz varsayımıdır. Saplantılı bir teorinin kilitlendiği boktan bir kafanın kurtuluş yoludur.
Kafka'nın,satre'nin, camus'un yegane ortak noktasıdır.
Rutin; zamansallığın ekosuz yanılsamasıdır.
Aylak duvarların,hışırtısız çivilenip kaldıkları yerden gözüne tecavüzüdür.
Seslik sadece ses barındırır. Koca bir boşluk olduğu düzmecedir.
Nefes varoluşun ritmik kanıtıdır. Ciğerler isyankar bir havanın isyan alanıdır.
Gece durmadan yalpalandığımız koca bir çukuurun çingene hüznüdür.
Bu düş
Marazi
Tam tadında bırakılmamış
Öksüz bir neşe gibi.
Leylaklar habersiz
Güllerden.
Puantiyerli,salınımlar
irşatında yeniliğin.
iyi geceler

26 Haziran 2015 Cuma

Bugün,yaz.
ve gece
rüzgar alıkoymuş karanlığı.
Haberler kötü.
Ancak romanlar anlatır aşkı.
Cebimde sinekler.
Dur!
Ünlemsiz cümlenin yitik hüznü
Sonbaharın,
Yağmur'un
Duvarımdaki tuğlanın muğlak düşü.

27 Mayıs 2014 Salı


Hey, yarıda kalmış nefesim
Boğuk tenimdeki ıslak sinek düşü…
Katran karası masum çocuk
Benden ırak, düşman nüanslı
Yarım yamalak ellerim…
Hey, -30 da çıplak
Koca sarsıntıda dimdik duvar
Faşist kuşatmada bizmut kapsülü
Anlatabildim mi?
Çok karmaşıkken hayat…

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Belki fırtınalar toplanacak
Sahte gülücüklerinize.
Bir deniz amansız kabaracak,
Mavisi çalınmış...

17 Nisan 2014 Perşembe

Her Şey Büyüyüp



Her şey büyüyüp güçlenecek yine bir gün;
Sular dalga dalga hep,karalar düzgün,
Ağaçlar kocaman,duvarlar küçücüktür;
Vadilerdeyse güçlü,çok yönlü ;görürsün
Bir çobanlar ve çiftçiler soyu büyür.

Yok artık kiliseler Tanrıyı kuşatan
kaçkın kuşatır gibi sonra çığlıklar atan
bir tutsak ve yaralı bir hayvanmış gibi Tanrı
artık bütün evler açıktır her gelene
ve her yerde bir özveri geniş alabildiğine
belirler aramızdaki davranışları.

Beklemek yok artık,bakıp durmak öteye;
Ölümün bile hakkını vermek özlemine
yer var ancak; ve elleri yadırgamasın diye
bizi,bilmeye dünyayı bütün bütüne.

Rilke

pop art

Bütün sahip olduklarımız bir kolajdan ibaret, 
karakterlerimiz, istediklerimiz, yaşadıklarımız, 
etrafta gördüklerimiz, hayal ettiklerimiz, 
onun bunun parçası, toplanmışı, koparılmışı, yırtılmışı, 
dünyada gördüğüm her şey bir kolaj çalışması, 
ve belki tanrı kendi uygarlığında, bir pop-art sanatçısı

19 Mart 2014 Çarşamba


KEMAL GÖMİ’YE

Şizofrenik yalnızlık çekiyorum,
Duvarlardan sızan ince matem

Körpecik ruhumda ki
ahlaki delik oluyor…
Ben mi deliyim?
 Duvarlar mı? Kimden gelir, bir veda zamanı şarkısı
Bilinmez…
Yıllar oldu arkamdan yollar

Tutunamadım,
 Dört duvar
 ,
Açlık zamanları,
yeşil reçete bağımlılığından
uzamış sakallarımdan, Deli gömleğimden Uzun aykırı sorularımdan,
Ve sonrasında kopan

Üçüncü sayfa haberlerinden ibaretim…

Şizofrenik yalnızlık çekiyorum.
 Kurtarın beni…

16 Mart 2014 Pazar

Gezi'ye

Öyle ki;
Kanarken sokaklar…
Karakaşlarından
ve uzun linç sabahlarında
koma haller sergileyen
türküsü hatırına okunan
çocuklar varken.
Nasılda titrek duruyor
zamanı ellerinden kayan
düş kurmaya mecali kalmamış bedeni…
Öyle ki;
Ellerinden su içen
kuşlar
üşüşecek
birgün, nerde olursan ol
göreceksin…
Ülkem demeye dilinin varmayacağı
sınır aşındıran kavganın
sabahına…


1 Şubat 2013 Cuma

İLK KEZ


İlk kez oturmuştu oraya. Seneler sonra, bir unutuşun son eylemlilik haliyle. 
Gözlerinden kadraja akan derin utangaçlığıyla.

İlk kez bakıyordu dünyaya oradan;
sakin sular gibi tüm pisliğini dibe çökerterek.
Herkesin yaptığı gibi.
Herkes gibi herkesleşerek. Benliğini bırakarak, bürokrasinin mizansenine.

25 Ocak 2013 Cuma

Vigrülden sonraki ilk cümle


Tam da ağzımı doldurmuşken/
onlarca kelime cesediyle.../
Durdurup zamanı arta kalanların, tarifsiz anlarında./
Çiçekler küsmüşken bahara/
ve uçmuyorken kuşlar.../


21 Aralık 2012 Cuma

Gittiğin şehirleri merak ediyorum.

Gittiğin şehirleri merak ediyorum. Yağmurdan nasibini almış sokakları, postallı korkular görmüş duvarları, portakal çiçeği kokulu kadınları var mı? Soluksuz okuduğumuz kitaplar gibi köşelerde yer edinmiş darmadağın haller çarpıyor mu algıda seçiciliğine? Gittiğin şehirleri merak ediyorum… Otobüsler hala geç mi geliyor, martılar yine bildiğimiz gibi mi? Sevdiğin çocukların sümüklü halleri, kör bir düşünceye bel bağlamış insanlarda daha temiz geliyor mu hala? Saatler yalancı, zaman ihanetçi mi? Bir bir yanlızlık mı birikiyor koca kalabalığın, o-nlarlı zamanların içinden. …. Tekrar yaşamak istiyorsun/ bölüp parçaladığın yerden. Yine bir gün iyi, bir gün berbat halde misin? Kimsenin konuşmadığı zamanlarda konuşup, herkesin sustuğu zamanlarda mı konuşursun/ Biliyorum değişmedi hiçbir şey. Değişmeyecek gibi de/ uzun bir süre için/.. Sonra yine böyle her şey aynıyken/ tam da daha berbat olmaya meyilliyken…. /tamda böyleyken/ Gittiğin şehirleri merak ediyorum.

24 Kasım 2012 Cumartesi

Haftalardır güneş yüzü görmedim, şehri özledim. Unuttuğum sokaklar geldi aklıma. Arabalar, insanlar ve onlar arasında sıkışıp kalmışlar… Erkenden çıktım, tamda güneş doğmamaya yeminliyken. Tamda tatlı bir soğuk kıçımı yatağa bağlamışken. Ve Baran’ın kıçında pireler uçuşurken Çarptı birden soğuk hava. Burnumun kızardığını hissettim, avuçlarımı vajinal bir şekle sokup nefesimi içine üfledim. Tonlarca insan dökülmüştü sokağa, herkesin işi vardı. Fordcu oğlanların, kikirdek suratlarını gördüm, belediye otobüsünün buğulu camından. Denizi gördüm, adımlarım çoğalırken beyaz bekçileri üzerinde. Islak bir bank, kırk yıllık basenlerini belediyenin koyduğu dandik spor aletleriyle eritmeyen çalışan menopoz teyzeler. “ulan ne garip şehir. Hani şuracıkta ölsem, muhtemelen bir cepçinin insafına binaen 155 çevrilir.” Sonra binlerce ceset torbasından birinin içinde yallah kimsesizler mezarlığına. He belki amcamın yanına gömerler. Filmlerden biliyorum terörcüler öyle yaparmış zamanında. Kimliksiz, gömülü bir beden olurum, adıma anneler beklemezdi belki sıfatsız tipimi propaganda kâğıtlarına basıp, ama nasiplenirdik herhalde. Verilmez belki ismimiz dağ başlarında açan isimsiz bir çiçeğe ya da yeni doğmuş bahtsız bir bebeye.

22 Kasım 2012 Perşembe

Gel!

Gel, otur.. Başında parelenen hevesli ruhumdan, uzun acıma nöbetleri geçiren ellerimden, anlatılmaz gerçeklerimden, sual olmaz sorular sor. Yine bir gece yarısı daha parçalanmamışken ay, gökyüzünün koynunda. Dağılmamışken karanlık, sabahın orta yerine. susmamışken şarkılar sağlam arabeskçilerin jiletli naralarında. *** Ve sen gel! zamanı olmasada, saatler zaman farkında karar kılsada. Düşünmeye fırsat kalmadan çat kapı dal parçalanmış ruhumun kırık köşesinden.

29 Ekim 2012 Pazartesi

ölü insanlar manifestosu

Ne diyorduk en son; Sözsel anlatılarının, arayış sınırlarımı tatmin edemediğini,kendi kişilik kurgunun olay örgüleri arasındaki büyük çelişkilerin gözümden kaçmayacak kadar ayyuka çıktığını, baktığın yerle durduğun yer arasında kordinant problemi olduğunu,sevişmeden önce çevreye verdiğin görüntü kirliliğinden dolayı kimseden özür dileme gereksiminde bulunmadığını,herhangi bir toplumsal soruna refleks gösterip yaşam belirtisi göstermediğini,kitap okumadığını,dişlerini fırçalamadığını,filmleri atlayarak izlediğini, televizyon tarihinin en malca organizasyonlarını aynı mallıkta takip edip bir üst mertebe mallık haliyle arkadaşlarına anlattığını,kimin tarafından yazıldığı belli olmayan elden ele,dilden dile dolaşan anonim üretimlerin müptelası olduğunu, saçlarına, tırnaklarına,kaşlarına kirpiklerine gösterdiğin özenin milyonda birini yaşadığın çevreye göstermediğini,insanlar açbilaç yorgan döşek yatarken sokak hayvanlarının açlıktan ölüyor insanlık nereye gidiyor diye samimiyetsiz söylemlerde bulunduğunu,gelip geçici bütün hevesleri üzerinde bulundurup kendi kişiliğinin hakkına zerre bilgi sahibi olmadığını,başkalarının giydiği,yediği,içtiği,konuştuğuyla prim yapıp sosyal çevrende kendini pazarladığını, bu memleket bizim kimse bölemez diyip sivas'tan öteye gitmediğini...

22 Ekim 2012 Pazartesi

Biliyon mu LA

Bilmem bilir misin? Her şeyin zamanla değersizleşeceğini, büyük duyguların, ateşli sevdaların ve yüce umutların bir iletişim çatışmasına kurban gidebileceğini. Ne kadar mutlu olursan ol içindeki mutluluk başkentinin tüm sokaklarının yağmalanmaya açık bir sahil kenti olduğunu. Ne kadar gülersen gül yanaklarının altındaki kas dokularının bir gün ağlamaya endeksli kasılıp, beyinsiz kafatasını meşgul edeceğini. Bilmem farkında mısın? Güncelleyip durduğun hayallerinin, hayra yorduğun salakça rüyalarının ve bir kalemin ucuna mahkûm özenli kelimelerin bir gün sana küfürler savuran harfler olacağının. Anlamsız suratına afili methiyeler düzen abazanın seni düzeceği günün hayallerini 50 kuruşluk mendillere boşaltıp suratına amansızca çarpacağının. Kendi fikirlerin ve düşüncelerinin özgür dolaşan hasta tutsaklar olduğunun, kayda değer işlem kayıtlarında yer almayacak kadar değersiz görüleceğinin. Bilmem anlatabildi mi? Her şeyin ama her şeyin bir gün üzerine üzerine geleceğini ağırlaşan gövdenin, selülütlü bacaklarının ilgi çekmekten mahrum birer korku imgesi olabileceğini ve hayata bir kez gelmiş olmanın sana hayatın en son anında okkalı birer benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk paranoyası oluşturabileceğini.