24 Kasım 2012 Cumartesi

Haftalardır güneş yüzü görmedim, şehri özledim. Unuttuğum sokaklar geldi aklıma. Arabalar, insanlar ve onlar arasında sıkışıp kalmışlar… Erkenden çıktım, tamda güneş doğmamaya yeminliyken. Tamda tatlı bir soğuk kıçımı yatağa bağlamışken. Ve Baran’ın kıçında pireler uçuşurken Çarptı birden soğuk hava. Burnumun kızardığını hissettim, avuçlarımı vajinal bir şekle sokup nefesimi içine üfledim. Tonlarca insan dökülmüştü sokağa, herkesin işi vardı. Fordcu oğlanların, kikirdek suratlarını gördüm, belediye otobüsünün buğulu camından. Denizi gördüm, adımlarım çoğalırken beyaz bekçileri üzerinde. Islak bir bank, kırk yıllık basenlerini belediyenin koyduğu dandik spor aletleriyle eritmeyen çalışan menopoz teyzeler. “ulan ne garip şehir. Hani şuracıkta ölsem, muhtemelen bir cepçinin insafına binaen 155 çevrilir.” Sonra binlerce ceset torbasından birinin içinde yallah kimsesizler mezarlığına. He belki amcamın yanına gömerler. Filmlerden biliyorum terörcüler öyle yaparmış zamanında. Kimliksiz, gömülü bir beden olurum, adıma anneler beklemezdi belki sıfatsız tipimi propaganda kâğıtlarına basıp, ama nasiplenirdik herhalde. Verilmez belki ismimiz dağ başlarında açan isimsiz bir çiçeğe ya da yeni doğmuş bahtsız bir bebeye.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yorumunuz için teşekkür ederim